Yeni Profiller • Güncel İlanlar • İzmit Prens
26 Ekim 2026 • 10:08
Eylül 19, 2026 · izmittravesti_mzgzxx

Kuruçeşme’ Trans Eda İle Fobileri Üzerine

Bazı sohbetler planlanarak başlamıyor. Kuruçeşme’de Trans Eda ile yaptığımız bu konuşma da öyle oldu biraz. Konu önce günlük hayat, telefonlar, gecenin sessizliği derken bir anda korkulara geldi. Sonra fark ettik ki korku dediğimiz şey sadece karanlıktan, yükseklikten veya kapalı bir yerde kalmaktan ibaret değil.

Eda çayından bir yudum aldıktan sonra, “İnsan bazen korktuğu şeyi söylemekten de korkuyor” dedi. Aslında sohbetin geri kalanını belirleyen cümle buydu.

Çünkü fobiler hakkında dışarıdan konuşmak kolay. “Ben olsam korkmam”, “Bunda korkacak ne var?” gibi cümleler çabuk kuruluyor. O korkuyu yaşayan kişi açısından mesele o kadar basit olmayabiliyor.

Eda’nın söylediği bir cümle:

“Korkunun mantıklı olması gerekmiyor ki. Zaten mantıkla hemen çözülebilse belki adına fobi demeyecektik.”

Kuruçeşme’de Sıradan Bir Sohbet Nasıl Fobilere Geldi?

Akşamın başında böyle bir konu konuşacağımız yoktu. Eda telefonunu masaya bırakmış, gün içinde yaşadığı küçük bir olayı anlatıyordu. Telefonunun şarjı çok az kalmış. Eve dönene kadar kapanmasından endişe etmiş.

“Eskiden telefon kapanınca kapanırdı, şimdi insan sanki dünyadan kopacakmış gibi hissediyor” dedi.

Buradan nomofobi konusuna geldik. Yani cep telefonundan veya mobil bağlantıdan uzak kalma konusunda yaşanan yoğun kaygıya.

Eda kendisinde bunun bir fobi olduğunu söylemiyor. Zaten bir sohbetten yola çıkarak bir insana tanı koymak doğru olmaz. Fakat günümüz insanının telefonuyla kurduğu ilişkinin değiştiğini düşünüyor.

“Evden çıkınca anahtarı unuttuğumu fark etsem geri dönüyorum. Telefonu unuttuğumu fark edersem daha hızlı geri dönüyorum. Biraz tuhaf değil mi?”

Bunu söyledikten sonra gülüyor Eda. Sonra masadaki telefonunu ters çeviriyor. Beş dakika sonra tekrar bakıyor ama, orası ayrı.

Fobi ile Normal Korku Aynı Şey mi?

Burada küçük fakat önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Her korkuya fobi demek doğru değil.

Korku insanın doğal tepkilerinden biri. Gerçek bir tehlikeyle karşılaştığımızda korkmamız bizi koruyabilir. Fobilerde ise belirli bir nesne veya durum karşısında çok yoğun korku ve kaçınma görülebilir; kişinin günlük yaşamını etkileyebilecek boyuta ulaşabilir.

Fobilerde Görülebilen Bazı Durumlar

  • Korkulan durumdan sürekli kaçınmaya çalışma,
  • korkulan durumla karşılaşma ihtimalinde yoğun kaygı yaşama,
  • kalp atışının hızlandığını hissetme,
  • terleme veya titreme,
  • bulunulan ortamdan uzaklaşma isteği,
  • korkunun günlük hayatı etkilemeye başlaması.

Bunların bulunması tek başına kişinin belirli bir fobisi olduğu anlamına gelmez. Özellikle günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen korkular söz konusuysa değerlendirme sağlık profesyonelleri tarafından yapılmalı.

Eda’nın Deyimiyle: Herkesin Bir “Ya Olursa” Cümlesi Var

Konuşmanın belki en güzel tarafı burada ortaya çıktı.

Eda insanların korkularının arkasında çoğu zaman görünmeyen bir “ya olursa” cümlesinin bulunduğunu düşünüyor.

  • Ya asansörde kalırsam?
  • Ya telefonum kapanırsa?
  • Ya yüksek bir yerde dengemi kaybedersem?
  • Ya kalabalığın içinden çıkamazsam?
  • Ya karanlıkta bir şey olursa?
  • Ya herkes bana bakarsa?

Sonra kendisi ekledi:

“Bazen hiçbir şey olmuyor ama insan o ‘ya olursa’ kısmını kafasında elli kere yaşayıp bitirmiş oluyor.”

Biraz devrik bir cümle belki ama mesele tam olarak anlaşılıyor.

Niktofobi: Karanlık Sadece Çocukları mı Korkutur?

Konu karanlığa geldiğinde Eda’nın ilk tepkisi “Çocukken vardı bende” oluyor.

Sonra düşünüyor.

“Gerçi şimdi de zifiri karanlığı pek sevmiyorum.”

Karanlığa karşı yoğun ve süreklilik gösteren korku için niktofobi terimi kullanılabiliyor. Çocukluk döneminde karanlıktan korkmak oldukça tanıdık bir durum olsa da bazı insanlarda bu korku yetişkinlik döneminde de devam edebiliyor.

Karanlık Neden Bu Kadar Etkili Olabiliyor?

Belirsizlik bunun bir parçası olabilir. İnsan çevresinde ne olduğunu göremediğinde zihni eksik bilgiyi kendisi tamamlamaya başlayabiliyor.

Eda bunu daha basit anlatıyor:

“Görmediğin şeyi kafanda istediğin kadar büyütebiliyorsun.”

Gerçekten de bazen odanın köşesinde duran bir mont bile karanlıkta bambaşka bir şeye benzeyebiliyor. Işığı açınca mont yine mont. Birkaç saniye önceki his ise gayet gerçekti.

Küçük ama önemli ayrıntı:

Karanlıktan hoşlanmamak ile karanlık nedeniyle günlük yaşamın belirgin şekilde etkilenmesi aynı durum değildir. Fobiler konuşulurken bu ayrımın korunması önemli.

Nomofobi: Telefon Olmadan Bir Akşam Geçer mi?

Eda’ya “Telefonu bir akşam tamamen kapatabilir misin?” diye sordum.

Cevap çok hızlı geldi.

“Kapatırım.”

İki saniye geçti.

“Ama niye kapatıyorum?”

Gülmeye başladık.

Telefon artık yalnızca telefon değil çünkü. Harita orada, banka uygulaması orada, arkadaşlar orada, fotoğraflar orada, mesajlar orada. Hatta bazılarımız için iş hayatının yarısı telefonun içinde.

Bu yüzden telefonun yanında olmamasından rahatsızlık duymak tek başına nomofobi anlamına gelmiyor. Kavram daha çok telefonsuz veya mobil iletişimden uzak kalmaya ilişkin yoğun kaygıyı tarif etmek için kullanılıyor.

Telefonla İlişkimizi Anlamak İçin Kendimize Sorabileceklerimiz

  • Telefon yanımda olmadığında sürekli onu düşünüyor muyum?
  • Bildirim gelmediği halde ekranı tekrar tekrar kontrol ediyor muyum?
  • Şarjın azalması bende olağandan fazla kaygı oluşturuyor mu?
  • Uyumadan hemen önce baktığım son şey telefon mu?
  • Sabah uyandığımda ilk yaptığım şey ekrana bakmak mı?

Bunlar tanı koyan sorular değil elbette. Daha çok alışkanlıklarımızı fark etmek açısından düşünülebilecek şeyler.

Fonofobi Konusu Açılınca Eda Bir An Durdu

Ses konusu daha ilginçti.

Bazı insanların belirli veya ani seslere karşı çok güçlü bir korku tepkisi yaşayabildiğinden konuştuk. Fonofobi genel olarak seslere yönelik korkuyla ilişkilendirilen bir terim.

Eda özellikle aniden çıkan yüksek seslerden hoşlanmadığını söylüyor.

“Sessiz bir yerde otururken arkadan bir şey düşsün mesela. Bütün vücudum bir anda irkiliyor.”

Aslında irkilme doğal bir tepki. Bu nedenle her yüksek sesten rahatsız olmayı fobi olarak değerlendirmek doğru olmaz.

Korkularla Dalga Geçmek Neden İşe Yaramıyor?

Sohbet biraz burada ciddileşti.

Eda’nın üzerinde durduğu şey, insanların başkasının korkusuna kendi dünyasından bakması.

Bir kişi asansörden korkmuyorsa asansör korkusu ona anlamsız gelebiliyor. Uçakta rahat olan biri uçuş korkusunu anlamakta zorlanabiliyor. Köpeklerle büyüyen birine köpek korkusu tuhaf gelebilir.

Ama korkunun kişiye yaşattığı duygu, dışarıdan “saçma” denildiğinde ortadan kalkmıyor.

“Birine korkma demek kolay. O zaten korkmamayı bilse muhtemelen korkmayacak.”

Eda’nın bu cümlesinden sonra bir süre konu değişmedi.

Bir Yakınımız Korku Yaşıyorsa Ne Yapabiliriz?

  • Korkusuyla alay etmemek,
  • onu utandırmaya çalışmamak,
  • zorla korktuğu durumun içine sokmamak,
  • anlatmak istiyorsa dinlemek,
  • yoğun ve günlük yaşamı etkileyen durumlarda profesyonel destek aramasını teşvik etmek.

Sosyal Kaygı ile Utangaçlık Birbirine Karışabiliyor

Konuşma insanlardan korkmaya doğru geldiğinde Eda bir başka noktaya dikkat çekti. Bir ortama ilk kez girdiğinde sessiz duran herkesin utangaç olduğunu varsaymamak gerektiğini söylüyor.

Bazen insan yalnızca ortamı gözlüyor. Bazen rahat hissetmiyor. Bazen de sosyal ortamlarda ciddi kaygı yaşayabiliyor.

Sosyal kaygı bozukluğu ise günlük dilde kullandığımız “biraz çekingenim” ifadesinden daha farklı ve kişinin yaşamını etkileyebilen bir durum.

Eda’nın Bakışı

“İnsanların dışarıdan çok rahat gördüğü biri içeride hiç rahat olmayabilir. Ben bunu öğrendim. Birinin konuşuyor, gülüyor olması onun hiçbir şeyden korkmadığı anlamına gelmez.”

Fobiler Günlük Hayatı Ne Zaman Zorlaştırmaya Başlıyor?

Korkulan şeyden zaman zaman uzak durmak başka, hayatı tamamen o korkuya göre düzenlemek başka.

Örneğin yüksekliği sevmeyen birinin yüksek bir terasa çıkmak istememesi tek başına şaşırtıcı değil. Fakat korku kişinin işini, sosyal hayatını, seyahatini veya günlük ihtiyaçlarını sürekli sınırlamaya başladığında mesele daha farklı değerlendirilebilir.

Benzer şekilde:

  • Asansör korkusu nedeniyle sürekli çok sayıda katı merdivenle çıkmak,
  • uçuş korkusu yüzünden gerekli yolculuklardan vazgeçmek,
  • kalabalık korkusu nedeniyle sosyal hayattan uzaklaşmak,
  • belirli bir hayvanla karşılaşma ihtimali yüzünden bazı yerlere hiç gitmemek,
  • yoğun kaygı nedeniyle günlük planları sürekli değiştirmek

gibi durumlarda kişinin yaşadığı sıkıntının boyutu önem kazanabilir.

“Korkumu Yenmeliyim” Baskısı da Başka Bir Baskı

Eda burada ilginç bir şey söyledi.

“İnsan bir şeyden korkuyor, sonra bir de neden hâlâ korkuyorum diye kendine kızıyor.”

Gerçekten iki ayrı yük oluşabiliyor böylece. Önce korkunun kendisi, ardından korktuğu için kendini eleştirmek.

Her korkunun bir gecede ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi olmayabilir. Özellikle yoğun korkularda kişinin durumuna göre profesyonel değerlendirme ve uygun yaklaşım gerekebilir.

Fobiler Hakkında Unutmamak Gerekenler

  1. Her korku fobi değildir.
  2. Aynı durum herkeste aynı tepkiyi oluşturmaz.
  3. Bir korkuyla dalga geçmek çözüm değildir.
  4. Kaçınma davranışı bazı kişilerde günlük yaşamı ciddi biçimde sınırlayabilir.
  5. Yoğun veya yaşamı etkileyen korkularda profesyonel değerlendirme yararlı olabilir.

Kuruçeşme’de Sohbetin Sonu

Konuşmanın sonunda hava biraz değişmişti. Başlangıçta telefon şarjından konuşurken kendimizi karanlık, yüksek sesler, sosyal kaygı ve insanların birbirlerinin korkularına nasıl yaklaştığını tartışırken bulduk.

Eda telefonuna tekrar baktı.

Şarj yüzde 11.

“Bak,” dedi, “yazının başına döndük yine.”

Gülüyor.

Sonra şarj aletini aramaya başladı.

Belki bu hikâyenin en insani tarafı da burada. Korkular üzerine uzun uzun konuşabiliriz, kavramları açıklayabiliriz, nedenlerini anlamaya çalışabiliriz. Ama günün sonunda herkesin kendine ait küçük tedirginlikleri, alışkanlıkları, “ya olursa”ları var.

Kuruçeşme’de Trans Eda ile yaptığımız sohbetten kalan şey de bir fobi listesi olmadı zaten. Daha basit bir düşünce kaldı:

Bir insanın korkusunu anlamıyor olmamız, o insanın yaşadığı korkuyu daha az gerçek yapmıyor.

Belki bazen yapılacak ilk şey korkuyu hemen yenmeye çalışmak değil. Önce ne olduğunu anlamak. Çünkü bazı korkular gürültülü geliyor, bazıları ise kimse fark etmeden insanın günlük hayatına yerleşiyor.